kolpo.
şiir

prehistoric bir güzelliğin var

zehra erkoç

senin ellerini kırmızı çamurdan yaptım, kuruttum
bu bir melodrama olsaydı bütün ciddiyetimle ciddi parmaklarımla ciddi ellerimle
uzun zaman önce heybetli dağların tepelerine bırakılmış
üç insan boyunda taştan gövdeler çok eskiden
senin ataların yüzyıl yaşayıp hiç uyumazlarmış üç insan boyunda
kaşlarımı çatarak konuşmaya başlardım, dudaklarımı kemirerek,
buradan çıkış yok herkes uyurken yatağımdan kalkıp yastıklarının altına üfledim
turuncu bir hayal kurdum, hava çok sıcaktı ayaklarım yürümekten yorulmuşlardı
eminim sabahın ilk ışıklarını kaçırmayı hiç sevmezsin.
şimdi sana en çok korktuğum şeyi anlatacağım kulaklarını aç beni dinle
çocuktum bir mağaranın içinde unuttular beni
sırtımı taşa verirsem taşa dönüşecektim yastığımın altında ellerimi birleştirdiğimde
bana böyle söylemişlerdi. zaman çok hızlı geçer ağaçların kökleri
toprağı sandığından sıkı tutar doğduğumda da elimin ortasından bu çizgi geçiyormuş
dik kafalılığımı bu çizgiye borçluyum bana böyle söylemişlerdi
zaman çok hızlı geçer karaağaç gövdesinin ne zaman yarıldığını sarmaşığın dört kolunun dallarını ne zaman kavradığını
mağaranın ortasında kurbanların kanının akıtıldığı bir sunak varmış
duvarın ortasında nasıl ne zaman oyulmuş bir delik uzun günlerin güneşleri buradan batıyor
unutmak için getirmişler beni dizlerim bütün ciddiyetiyle boşalıyor
sana böyle hikayeler anlatıyorum dizlerin boşalsın istiyorum
yarın uyandığımda ilk iş bu oyunu bozacağım
beni sinirlendirmek hiç de sandığın kadar kolay değildir,
senin hakkında birçok şey biliyorum hepsini ben düşündüm
etrafında döndüm söylemem gerekenleri hatırladım söylemem gerekenleri
söyledim
gözlerimi kapattığımda yüzünü hayal edemiyorum